Türkiye’nin En Çok Tartışılan Sanatçılarından Ahmet Kaya 23 Sene Önce Bugün Yaşama Veda Etti

Ölümünün üstünden 23 sene geçti ama ismi hiç unutulmadı. Şarkılarıyla olduğu kadar bir dönem siyasi ve toplumsal fikirleriyle de hep dikkatleri üzerinde toplayan bir kişi oldu.

Sanatçı Ahmet Kaya’nın Fransa’nın başkenti Paris’te vefat etmesinin üstünden 23 sene geçti. 

Bu içeriğimizde Ahmet Kaya’nın Türkiye’den Fransa’ya gitme sürecini ve yaşadıklarını yeniden hatırlayacağız.

Şarkıları günümüzde bile hala bilinen ve dinlenen bir isim Ahmet Kaya. Öyle ki, kendisi için “solcuların yüksek sesle, İslamcıların kısık sesle, ülkücülerin gizli gizli dinlediği adam” yorumları bile yapılıyor.

Oldukça sancılı ve sürüncemeli bir dönemin ardından Türkiye’den ayrılarak Fransa’ya gitti ve 16 Kasım 2000 tarihinde Paris’te hayatını kaybetti.

Kendisinin arkasından hem olumlu hem de olumsuz anlamda çok sayıda değerlendirme yapıldı.

Peki, Ahmet Kaya’nın şimşekleri üzerine çekip Türkiye’yi terk etmesine yol açan süreçte neler yaşanmıştı?

Ahmet Kaya, 1957 yılında Malatya’da kendi ifadesiyle Adıyamanlı Kürt bir babanın ve Malatya Sıtmapınarlı Türk bir annenin beşinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Hayatını değiştirecek müzikle çok erken yaşlarda tanıştı.

Kaya’nın babası Sümerbank dokuma fabrikasında çalışan bir işçiydi. Bu sayede küçük yaşta işçi haklarına ve sol görüşlere merak saldı.

Müzikle altı yaşında babasının hediye ettiği bağlama ile tanıştı. Okuldan geri kalan zamanlarında plak ve kaset satan bir dükkânda çalışmaya başladı.

Bu sayede çok kısıtlı olanaklarla da olsa müzik kültürünü geliştirmeyi başardı.

Ailesinin geçim sıkıntısı çekmesi Ahmet Kaya’yı çocuk yaşta İstanbul yollarına sürükledi. Göç ettiği bu büyük şehirde ismini kitlelere duyuracağını henüz kimse bilmiyordu.

İstanbul’da ailesine destek olabilmek için okulu bırakmak zorunda kalan genç Ahmet, çeşitli  işlerde çırak olarak çalıştı. Kendisiyle ilgili hazırlanan belgesellerde İstanbul’a ilk gittiği zamanları anlatan Kaya; insanların konuşma tarzını anlamadığını, konuşmak için yanına gittiği ilk aşkının kendisine ‘rica ederim’ demesinden dolayı çok üzüldüğünü, rica ederimin ne demek olduğunu bilmediğini, hakaret gibi algıladığını söyleyecekti.

Protest görüşlerle erken yaşlarda tanışan genç Ahmet, On altı yaşında yasadışı afiş basmaktan ilk kez hapse atıldı. Buna rağmen Halk Birimleri Derneği’nin çalışmalarına katılmayı sürdürdü.

Ahmet Kaya’nın müzik konusundaki kabiliyetinin ortaya çıkması da bu vesileyle oldu. Siyasi içerikli toplantılar öncesinde bağlama çalmaya başladı. Hayatını değiştiren Ruhi Su ile o günlerde tanıştı. Gelibolu’da askerlik yaparken yeteneğini keşfeden komutanları kendisine askeri orkestrada görev verdiler. 

Ahmet Kaya, askerden döndükten sonra bir evlilik yapsa asıl uzun yıllar sürecek evliliğini Yusuf Hayaloğlu’nun kız kardeşi Gülten Hayaloğlu ile gerçekleştirdi.

Bu aynı zamanda Yusuf Hayaloğlu ile dostluğunun perçinlediği bir evlilik oldu

Sözlerinin çoğunluğunun Yusuf Hayaloğlu’na ait olduğu Yorgun Demokrat adlı albümü 1987 yılında yayımlandı. 1988 yılında sadece iki şarkının söz yazarlığını Hayaloğlu’nun yaptığı ve diğer sözlerin tanınmış şairlerin şiirlerinden oluşan Başkaldırıyorum albümü çıktı. Her iki albüm de geniş kitlelerce sevildi ve dinlendi.

Çeşitli şairlerin şiirlerinden oluşan Sevgi Duvarı isimli albümünü çıkarttı.  Şarkılarım Dağlara albümü basılan 2.800.000 bandrolle o dönemin rekoru oldu. 

Ahmet Kaya artık ülke çapında tanınan ve sevilen bir sanatçıydı.

Ancak siyasi görüşleri, kendisini her daim ‘sakıncalı’ bir çizgiye oturttu.

1990’lı yılların güvenlik politikalarının hüküm sürdüğü dönemlerde birçok defa soruşturma geçirdi.

Asıl fırtına ise 1999 yılında koptu.

10 Şubat 1999’da Magazin Gazetecileri Derneği’nin Princess Otel kongre salonunda düzenlenen ödül töreninde yılın en iyi sanatçısı ödülünü aldı ve ödül konuşmasında, yeni çıkartacağı albümde Kürtçe bir şarkı seslendireceğini söyledi.

Kaya’nın sözlerine tepki gösteren izleyiciler ve salonda bulunan diğer sanatçıların bir kısmı kendisine tepki gösterdi.

Ahmet Kaya’nın masasına çatal bıçak fırlatanlar oldu.

Bu kıvılcımın parlaması sonrası devamı kendiliğinden geldi.

 ‘Bölücü PKK terör örgütüne yardım ve yataklık yaptığı ve halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği’ iddiasıyla hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde toplam 10.5 yıl ağır hapis istemiyle iki ayrı dava açıldı.

Konserleri yasaklandı, kasetleri toplatıldı.

Bu sürecin sonunda Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan Kaya, Paris’te yaşamaya başladı. Avrupa’da konserler vererek ve hakkındaki suçlamaları reddederek yaşantısını sürdürdü.

16 Kasım 2000’de Hoşcakalın Gözüm isimli albümü için çalışmalarını sürdürürken geçirdiği kalp krizi sonucu Paris’te hayatını kaybetti.

30 bin kişinin katıldığı bir törenin ardından bu şehirde toprağa verildi. 

Ölümünün ardından Türkiye’de her daim gündeme gelmeye ve konuşulmaya devam etti.

Türkiye’de özellikle demokratik açılım sürecinde bizzat dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından anılan ve haksızlığa uğradığı ifade edilen Ahmet Kaya; Devlet yetkililerinin Paris ziyaretlerinde mezarı ziyaret edilen bir isim oldu.

Ölümünün üstünden geçen 23 yılın sonunda ise hakkındaki farklı görüşler dillendirilmeye devam ediyor. 

Tüm siyasi tartışmaların dışında, Ahmet Kaya özgün müziği ve tarzıyla daha çok uzun yıllar kitlelerin dinleyeceği bir sanatçı olarak kalmaya devam edecek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x